Yücel Çakmak

Türküler roman oldu

Yücel Çakmak

Sanmıyorum ki hiçbir yörede türkülerin romanlaştığını…
Toprağı kadar kültürü de zengin olan yöremizde 5 mahalli türkümüzün öyküleri romanlaştırılmıştır.
Sizlere bu türkülerden ve romanlardan bahsedeceğim.

   AHÇİK 

   2007 yılında kaleme aldığım, Elazığ Türküsü Ahçik’in romanının ikinci baskısı 2018 yılında ve 3. Baskısı ise 2022 yılında yapılmıştır.
Ahçik güzeller güzeli bir Ermeni kızı. Mustafa ise yiğit bir Türk genci… İki genç aynı kentte yani Harput’ta aynı havayı soluyarak büyüyor, aynı pınardan su içiyor ve oyun oynarken acıktıklarında aynı somunu bölerek doyuruyorlar karınlarını…

Ve birbirlerine vuruluyorlar… Ama biri Ermeni Bir Türk’tür.

   Biri Hristiyan diğeri Müslüman’dır. Yaşadıkları bölgede inanç ayrılığı çok önemsenmese de emperyalist güçlerin inançları ve halkları birbirine düşürmek için yaraları kaşıdığı günlerdir.

   Bu aşk öyle bir zamana denk gelmiştir ki… Yıl 1915’tir. 24 Nisan’da meşhur tehcir kararı alınmıştır. 16 ila 55 yaş arası bütün Ermeniler Bağdat demiryolu hattından, en az 25 kilometre uzağa, şimdiki Suriye topraklarına göç ettirilecektir.

   Zorunlu göç mayısın sonunda İçişleri Bakanlığı’na bağlı jandarma ve mülki amirlerin kontrolünde başlatılır. Yayınlanan resmi emirler Ermenilerin canına ve malına zarar gelmemesi için alınacak detaylı önlem ve uyarılarla doludur.Ama yüzbinlerce insanın uzun göç sırasında başlarına bir şey gelmemesi halinde bile büyük ölçüde hastalık ve açlıktan kırılacakları tabiidir.İşte bizim Mustafa ile Ahçik’in türkülerle ölümsüzleşen aşk destanı da tam o günlerde yazılır.Öte yandan AHÇİK romanı sinemaya da uyarlanıyor. Ege Elazığ Dernekler Federasyonu ile Elazığ Kültür ve Tanıtma Vakfı işbirliğinde hayata geçirilecek proje için, TV dizileri ve uzun metrajlı filmleri başlatan yönetmen olarak bilinen ünlü senarist, yönetmen ve yapımcı Osman Sınav tarafından film senaryosunu hazırladı.

   YEMEN

   Lütfi Parlak’ın 2008 yılında yazdığı roman Elazığ’ın “Yemen Türküsü”nden uyarlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin ölüm anından evvel başına gelen en büyük acılardan birisi, şüphesiz Yemen Cephesi’nde yaşanmıştır. Bir yandan Balkanlarda, bir yandan Kafkaslarda ateşle imtihan olan Anadolu fidanları; aynı dönemde, aynı inanç değerlerine sahip Ortadoğu ve Yemen’e uzanan çizgide bir başka ateşin ortasındaydı. Ama bu ateş yaman bir ateşti…
   

Anadolu insanının yüreğinde hala sönmeyen alevler bırakan, türkülere, nağmelere konu olan Yemen Cephesi, edebiyatımızda da çok işlenmemiş konulardan biridir.

   Elinizdeki bu eser; Anadolu’dan Yemen’e uzanan yolda, çoğunun kafasında “gidip dönülmeyen” bir serüvenin hikâyesidir. Giderken arkasına dönüp “Yemen, yemen şanlı yemen, toprakları kanlı yemen, ben Yemen’e dayanamam, nazlı yardan ayrılamam” diye türkü tutturan Mehmetlerin hikâyesidir.Okurken sizler de o Mehmetçiklerle yürüyecek ve yaşananları iliklerinizde hissedeceksiniz…

   Parlak’ın Yemen adlı romanı, Mustafa Necati Sepetçioğlu I. Roman Yarışması'nda dördüncülüğe layık görülerek mansiyon ödülü almıştır.

   YİĞIKİLİ ZÜLKÜF

   Elazığlı Romancı Aziz Aydın Doğan, ikinci Romanı olarak YİĞIKİLİ ZÜLKÜF’ü yazdı.

   Yazar, ciddi bir araştırma sonucu başlamıştır romana. Yazmaya oturmadan önce kendisinin de çok iyi bildiği o bölgeyi yıllar sonra tekrar giderek kahramanını sormuş soruşturmuş, geriye kalan ailelerini, tanıdıklarını, büyüdüğü evi, sokakları, kendisinin de çocukluğunun geçtiği yerleri tekrar mercek altına alarak yazıya geçirmiştir. Saf araştırma notları olan bu malzemeyi sonra da inceden inceye kurguladığı romana yedirmesini bilmiştir. Belki söylenmesi gereken bir şey de yazarın araştırma notlarını kitabın önsözü denebilecek biçimde okuyucuya sunmasıdır. Bu da romanın yazılış evresini okuyucuyla paylaşmasıdır.

   Romanın konusu “Yiğıkili Zülküf” isimli bir kabadayının yaşam öyküsüdür. Kahraman, kitapta kendi anne-babası, kız kardeşleri, yeğeni, eniştesi, -hem Elazığ yöresinde- hem de İstanbul ve Ankara’daki tanıdıkları, arkadaşlarıyla kurguya dahil edilmektedir. Konu 80’lerde geçmektedir.
Okulda, hapishanede, sokakta, o “kader” denen yazgı sürekli önünü kesmektedir. O da her seferinde geri durmaz ve kavgaya hazır olur.
Kitabın girişinde yazar bu satırlarla okuyucuya kahramanı uzun uzun anlatır. Sayfaları çevirirken Kürt Cemali gibi dönemin kabadayılarını da bir bir tanırsınız. Konu ilerledikçe okuyucu yazılanlarla bütünleşir, gelişen olayların canlı tanığı oluverir. Çok az romanda ulaşılan bu teknik Aziz Aydın Doğan’ın romanında başarıyla sürdürülmüştür.

   Zülküf’ün ablası bir çocuğu ve eşiyle İstanbul’da yaşamaktadır. Romanda, kahramanın ablasını Zülküf’ün ziyaretiyle tanıyoruz. Orada birkaç gün kalır, küçük yeğeniyle güzel günler geçirir. Yeğeni dayısını çok sevmiştir. Dayısı yeğenini de alıp arkadaş ziyaretlerine götürür. Burada yazar sıcak ilişkilere, toplumsal yaşamın insanı zorlayan yanlarını anlatımlarında ışık tutar. Fakat Zülküf orada daha fazla kalamaz ve ablasını, yeğenini bırakarak geri döner. Ne var ki romanda bir daha abla ve yeğenden hiç bahsedilmez. Geri dönüşlerle de olsa, o ayrıntı orada kalır. Oysa okuyucu, ablayı, yeğeni, onların İstanbul’daki yaşamını merak etmektedir.

   HARPUTLU ZÖHRE KIZ

   Lütfi Parlak’ın 2018 yılında yazmış olduğu “Harputlu Zöhre Kız” adlı romanı “Yüksek Ayvanlarda Kandiller Yanar” adlı Elazığ Türküsünden uyarlanmıştır.
   8. kitabının içeriğiyle ilgili açıklamalarda bulunan Yazar Lütfi Parlak Parlak, “Kitabımız Elazığ belediyemiz tarafından yayınlandı. Tabi bu esnada onlara da teşekkür etmek istiyorum. Yalnız bizim meşhur türkülerimiz var. “Yüksek Ayvanlarda Kandiller Yanar” bu kitabın konusu bu türkünün acıklı hikayesi. Tabi türkü denilince önemsememek mümkün değil. Onlar bizim ruh dünyamıza açılan pencerelerdir. Oraya baktığınız zaman insanı görürsünüz, tarihi görürsünüz. Bu kitapta her ne kadar da türkü gibiyse 1890-1935 yılları arasında Harput’ta cereyan eden olayları içerir. Sadece bir türkü olarak düşünmemek lazım” ifadelerini kullandı.

   KÖVENGİN YOLLARI

   Yazar Güner Dinçaslan’ın “Tiyatora Hayriye-Kövengin Yollarında” adlı romanında, Elazığ Türküsü “Kövengin Yolları” konu edilmiştir.
2021 yılında yayınlanan bu romanda Yazar Güner Dinçaslan, romanın ve türkünün kahramanı olan Hayriye’nin Türkiye’nin ilk bayan tiyatrocusu olduğunu iddia ediyor. 2019 yılında Elazığ’a geldiğini ifade eden Dinçaslan, hem türkünün hikayesini hem de Hayriye’nin hikayesini araştırdığını ve elindeki bilgileri kaynak kişilere teyit ettirdiğini belirtti.

   Türk tiyatrosunda sahneye çıkan ilk Müslüman kadın oyuncunun Atife Jale olarak bilindiğini belirten Güner Dinçaslan, “Atife Jale, 1920 yılında İstanbul’da ilk kez bir tiyatro oyununda oynamıştır. Hayriye ise 1916 yılında Harput’ta Topuz’un Kahvesi’nde sahne almıştır.” dedi.
Harput’u da gezdiğini belirten Dinçaslan, o gezide yanında bulunanların “Topuz’un Kahvesi”nin yıkıntılarını kendisine gösterdiklerini ifade etti.

   Araştırmacı Yazar Tahir Abacı’da “Gramofonlu Kahvehane” adlı kitabında Hayriye’den kısaca bahsetmektedir. Abacı kitabının bir bölümünde; “Elazığ' da da, müzisyenlerin ve müzisyen arayanların buluştuğu, ün kazanmış kahvehaneler vardı. Bu kahvehaneler bazen "tiyatro" işle¬vi de görmüştür. Harput-Elazığ müziğinde adına yakılmış türkü¬ler bulunan ünlü Hayriye Hanım da, meşrutiyet yıllarında Elazığ'da böyle bir kahvehanede, belki de sahneye çıkan ilk Türk-Müslüman kadın olarak ünlü Afife Jale'den önce, "Tuluat Tiyatrosu" sanatçısı olarak görev yapmıştı.” diye söz etmiştir.
Kim bilir sırada hangi türkülerimiz kaleme alınmayı bekliyor? 
 

Yazarın Diğer Yazıları